DISNEYLAND PARIS
Disneyland Paris, yani Eurodisney bir masal şehri... İçindeki çocuğu yaşatan herkesin zevk alacağı bir eğlence merkezi. Paris'ten tren ile ulaşım mümkün. RER A treni ile Marne la Vallee - Parc Disneyland durağına ulaşabilirsiniz. 35-40 dakikalık bir yolculuk. Sabah 10'da açılıyor, akşam kapanış saati de biz gittiğimizde 10'du diye hatırlıyoruz. Kapanış saati değişebiliyormuş, gitmeden internetten kontrol edilebilir. 1 gün içinde her yerini gezip bitirmek imkansız, mümkün olduğunca erken gitmekte yarar var.     Disneyland 2 bölümden oluşuyor. 1. park daha büyük olan ve daha önce yapılmış olan Disneyland Park. 2. park ise Walt Disney Studios Park olarak geçiyor. Bu büyülü atmosferde masalsı bir gün geçirip çılgınca eğlenmenin de bir bedeli var tabii ki. 2 park için giriş ücreti bizim gittiğimiz tarihte yetişkinler için kapıda 74 euro idi. Biz onu da önceden tarih belirleyip internetten satın aldık ve 53 euroya geldi. Bu aşamada süper arkadaşımız Seyran devreye girdi ve Disneyland'ın 20. yıl kutlamaları şerefine düzenlenmiş bir kampanyaya dahil etti bizi. Kısacası gitmeden önce kampanyaları takip etmek ve internetten bilet satın almak iyi fikir.      Discoveryland, uzay temalı atraksiyonların olduğu bölüm. Burada Space Mountain: Mission 2 mutlaka denenmeli. Aya yolculuk temalı bu roller coaster, yetişkinlere tavsiye ettiğim bir aktivite. Ama 50 yaş üzerine tavsiye etmiyorum, annemle babam bindiler, "para ile manyaklık" olarak tanımladılar ve bizimle gezmekten vazgeçtiler :)   Fantasyland daha ziyade çocuklu misafirler için. Buranın en popüleri "Peter Pan's Flight". Her daim çok sıra olurmuş, hele haftasonu...   Adventureland maceraperestlerin bölümü. Karayip korsanlarının gemisi var burada. Yetişkinler için Indiana Jones and the Temple of Peril mutlaka denenmeli.  
23-03-2015 - Gonca KÖPRÜLÜ
VENEDİK
İtalya gezimizin son durağı Venedik... Floransa'dan sabahın köründe trene bindiğimizde yoğun gezi temposundan oldukça bezmiş bir halimiz vardı. Venedik'i sona bırakmak iyi fikir mi bilmiyorum ama öyle olması gerekiyordu.     Venedik coğrafi olarak ilginç bir yapı, 120 minik adacık ve 400ü aşkın köprü barındırıyormuş. Daracık sokakları, rengarenk boyanmış evleriyle çok fotojenik, eskiliği ve rutubet kokusuyla bir o kadar leş bir yer.  Venedik halkı, adacıkların ana karaya bağlandığı "Mestre" adlı yerde yaşıyormuş.   Venedik'e giriş, haritada görüldüğü gibi Santa Croce adlı bölgeden yapılıyor. Biz de trenden Santa Lucia Tren İstasyonunda indik. Tren istasyonu ve otobüs durakları çok yakın. Şehre karayolu ile girilen bu bölgedeki ana meydanın adı "Piazzale Roma" olarak geçiyor.     Şehrin en turistik yerleri San Polo ve San Marco bölgeleri. Rialto köprüsü ve San Marco meydanı da buralarda. Fakat... Venedik'te uzun zaman geçirmeyecekseniz ve özellikle trenle veya karayoluyla geldiyseniz otelinizi Santa Croce bölgesinde seçmenizi öneririm. Çünkü elinizde bavullarla daracık sokaklarda yürümek isteyeceğinizi sanmıyorum. Bizim de otelimiz Santa Lucia tren istasyonuna yakındı. Trenden inip eşyalarımızı bırakıp özgürce gezmeye başladık. "Locanda Salieri" isimli otelimizden memnun ayrıldık, odamız da kanal manzaralıydı. Hatta bizden sonra giden bir arkadaşımıza önerdik, o da memnun kaldı.     Venedik oldukça karmaşık, labirent gibi bir yer ve toplu taşıma sadece Vaporetto denilen su otobüsü gibi bir şeyle yapılıyor. Şehrin ortasından geçen ana kanal (ters S şeklinde) "Grand Canal" üzerinde işliyor bu Vaporettolar ve tek yön 6.5 euro. Mümkün olduğunca az binmeye çalışıyor insan :) Genelde turistik merkezlere yürüyerek gidip dönüşte yorulduğumuz için kullandık. Vaporettonun ilk durağı da otele yakın, Piazzale Roma meydanından başlıyor, San Marco'ya Vaporetto ile de ulaşım mümkün. Yürüyerek gidildiğinde yarım saat sürer diye düşünüyorum.
23-03-2015 - Gonca KÖPRÜLÜ
PLITVICE GÖLLERİ MİLLİ PARKI
"Plitvice Lakes National Park" parkın İngilizce adı. Plitvicka Jezera ise orijinal dilindeki ismi, yani Hırvatçası. Araba ile giderseniz bu isme dikkat, tabelalarda takip edeceksiniz çünkü.   Zadar'da 1 gece konaklayıp öğlene doğru kiralık arabamızla yine yağmurlar eşliğinde yollara düştük. Plitvice Zadar'dan yaklaşık 2 saat uzaklıkta. Zagreb'den geliyorsanız ise 1.5 saat yolunuz var demektir. Zadar ve Zagreb'den günlük turlar düzenleniyor milli parka. Araba kiralamak istemezseniz bu turlarla gidip gelmek de rahat olabilir. Otobüsle de ulaşım mümkün. Hangi şekilde olursa olsun  buraya mutlaka gidin, Hırvatistan en önemli noktalarından birini kaçırmayın! Biz normalde Hırvatistan'ın güneyinde Dalmaçya kıyılarında takılıp Zagreb'i ve Plitvice Milli Parkı'nı görmeden dönecektik. Ama ben sırf bu park yüzünden gezimizin son 1buçuk gününü ülkenin kuzeyine kaydırdım... Plitvice, göllerden ve gölleri birbine bağlayan şelalelerden oluşan sulak bir alan, etrafı ise balta girmemiş orman! Tam 16 tane birbirinden farklı seviyelerde göl var, hepsinin rengi bir başka güzel. 2 adet otoparkı ve girişi var parkın. Parking Point 1 ve 2. Biz 2. otoparka koymuşuz, dolayısıyla "upper lakes" denilen üst kısımdaki göllerden başladık gezmeye. İçeri giriş kişi başı 180 kuna, yaklaşık 24 euro yapıyor. Parkta sadece kuna ile ödeme yapabiliyorsunuz ama Euro'nuzu Kuna'ya çevirebileceğiniz döviz bürosu var. Biz girerken feci yağmur olduğu için mecburen naylon pançolardan alıp giydik.     Plitvice Göllerini ziyaret ederken en önemli şey ayakkabı! Kilometrelerce yol yürüyorsunuz, yükünüzün hafif, ayağınızın rahat olması gerek. Bizim gibi feci yağmura yakalanabilirsiniz, ayakkabınızın su geçirmez trekking ayakkabısı olması iyi olur. Veya yaz ise deniz ayakkabısı da tercih edilebilir. Ben yanımda deniz ayakkabısı olmasına rağmen bez ayakkabılarımı giyip onları mahvetmeyi tercih ettim nedense! Biz parkı günübirlik ziyaret ettik ama etrafında konaklamak için bir çok yer var. Doğa aşığıysanız parkın tadını çıkarmak için bir gece konaklayıp parkı 2 günde de gezebilirsiniz. Göller arasında yürüyüş parkurları var. Uygun ayakkabıyı giyip biletleri aldıktan sonra danışmaya gidip içeride kalacağınız saate göre bir rota belirleyebilirsiniz. Zamanınıza uygun olan rotayı seçip çoğunlukla yürüyerek, yer yer tren veya vapura binip parkı turluyorsunuz. Parka en az 4 saat ayırmalısınız.  
23-03-2015 - Gonca KÖPRÜLÜ
LONDRA'DA GEZİLECEK YERLER
Londra gezdim gördüm denmesi kolay bir şehir değil. Vardığınız andan itibaren çok büyük bir metropolde olduğunuzu hissediyorsunuz. Müzeleriyle, meydanlarıyla, tarihi yapılarıyla, farklı tarzlara ve bütçelere uygun alışveriş bölgeleriyle, parklarıyla, kendine has mahalleleriyle, etkinlikleriyle yapacak görecek çok şey vaadediyor. Aşağıda Londra’da görülecek önemli yerleri listelemeye çalıştık     British Museum: Doğru dürüst bir tane İngiliz eseri olmaması rağmen, ala ala ya da çala çala artık 7,5 milyondan fazla eseri barındıran Dünya’nın en önemli müzelerinden biri. Mimari olarak da başarılı bir binadır.   Big Ben: Westminster Sarayı’na bağlı saat kulesi Londra’nın hatta İngiltere’nin sembol yapısı. Gerçekten iltifatı hak eden bir yapı.   Westminster Abbey: Büyük katedral. Biz dışarıdan baktık, girerseniz bize de yazın. (Giriş 19 Pound)   London Eye : Aslında bir gözlem kulesi olarak kurulmuş dev dönme dolap. Biz paraya kıyamadık bir de 55 dakika sürüyor vaktimiz yoktu ama manzaranın muazzam olduğuna eminim. Zat-ı âlilerini uzaktan da fotoğraflamak önemli. (Tek kişi 16 Pound) Ayrıca altındaki park sizin, lunapark ve oyun alanı da çocuklar için davetkar.     Tower of London: Lonra’daki en eski tarihi yapılardan biri. Uzun süre hapishane olarak kullanılmış.   Tower Bridge: Tower of London’ın yakınında Thames nehrinin üzerinde iki kulenin taşıdığı devasa köprü. Şehrin Big Ben’den sonraki simge yapısı diyebiliriz.     London Aquarium: London Eye’ın hemen yanında Londra’nın akvaryumu, biz girmedik, yorumlar da çok ahım şahım değil, zevkinize kalmış. (Standart giriş 23,70 Pound, Madame Tussauds ile kombine indirimli biletler var.)   Trafalgar Square: Ana meydan. Birçok binanın yakınında olduğu için görürsünüz, geleneksel Avrupai geniş meydan kültürünün Londra yansıması. Politik gösteriler, yılbaşı kutlamaları bu maydanda yapılıyor.   Victoria and Albert Museum: Yüksek sayıda el eserine ev sahipliği yapan muazzam müze. Kesinlikle önceliklerden biri olmalıdır.   Science Museum: Keşke çocukken görebilseydim diyeceğiniz, hem küçüklere hem de büyüklere oldukça şahane bilim ve tarih işleri sunan bir müze. Teknolojisi eski kalsa da hâlâ etkileyici. Özellikle nesli tükenmiş hayvanların (başta dinazorlar) bulunduğu bölümler ve ayrı binada bulunan Darwin Centre kısmı etkileyici.   Piccadilly Circus: Gezginlerin toplandığı meydan. Gündüzü bir güzel gecesi bir başka. Meşhur reklamlı televizyon ekranları burada. Bir reklam panosu niye ünlü olur bilmiyorum ama bu dar meydanın merdivenlerinde o ekranlara karşı sokaktan alınmış birayı içmek çok keyifli. (Dikkat içmek serbest ama satışı 22:00’dan sonra yasak) Olimpiyat açılış törenini binlerce kişiyle buradan izlerken A harfinden T’ye kadar her ülke için alkışlarla v.s. geçen sırada Turkey göründüğü anda bizimle birlikte meydanı inleten 300’e yakın Türk ve destekçi müslüman ülke vatandaşlarına selam ederiz. Öyle bir gaza geldik ki, en son bir direğin üstünde kırmızı beyaz yapıyordum ve tezahurat bittiğinde Y harfindeydiler.)     Leicester Square: Büyük meydanlardan bir diğeri. Gece hayatının merkezi diyebiliriz. Casinoları gayet güvenli ve bize kazandırdığı için de güzel andığımız bir yer.   British Library: Araştırma yapmayacak olsanız da turistik olarak öncelikli olmayarak listeye ekleyin. Devasa bir yapı.   Hyde Park: 150’ye yakın büyük parkı olan şehrin tüm yeşillikleri oldukça davetkar. Her birinde birçok güzel anılar yaşayacak olsak da  burası gerçekten apayrı. Hem karada hem de Gölde bisiklette pedal çevirebilir, at binebilir, yürüyüp koşabilir, İngiliz çayı, güzel bir kahve, mis gibi bir malt bira içebilir, yemek yiyebilirsiniz ama bitiremezsiniz. Siz bitersiniz park bitmez. Büyüklüğünü şöyle belirteyim başında, ortasında, sonunda, köşelerinde 3, 5 metro durağı var, hiçbiri de öyle yakın değil.     Buckingham Palace: Sevgili kraliçe burada yaşıyor. Her öğlen saat 11:00 ile 11:30 arasında nöbet değişim programına tanıklık etmeniz gerekir. (Hava koşullarına göre bu etkinlik her gün düzenlenmeyebilir.) En az yarım saat 45 dakika önce orada olursanız iyi bir yer kapabilirsiniz.   Speakers’ Corner: Hyde Park’ın içindeki serbest kürsüde ayaklarınız toprağa basmadan pazar günleri bol keseden atabilir ya da atanları dinleyebilirsiniz. (Birleşik Krallık toprakları üstünde Kraliçe’ye laf edilemez. Ama burası toprakların üzerinde bir mermer zemindir mantığından öte gelir.)   St. Pauls Cadhedral: St. Pauls metro istasyonundan yürünerek gidilebilecek 111 metrelik katedral. Oldukça hoş bir mimari ve içerisinde de hoş bir ziyaret için gidilmeli.   Madame Tussauds: Meşhur balmumu heykel müzesinin orijinali. Bize bu da nasip olmadı, meraklıysanız girebilirsiniz.   Covent Garden: Sokak gösterilerine de ev sahipliği yapan alışveriş ve yeme içme bölgesi. Metro ile de gidilebilir, Leicester Square’den 12-13 dakika yürüyüşle de. Londra’nın sokak canlılığı en fazla olan yeri.   Harrod’s: Dünya’nın en lüks AVM’si. (Çok katlı mağazası aslında) Lüksün ne olduğunu ve kaça olduğunu turistik olarak gezebilirsiniz.     Camden Town: Eğlenceli bir alışveriş yürüyüşü için tercih edilesi bir bölge. Marjinal tiplerin ağırlıklı yer aldığı bölge nispeten uygun fiyatları ve neşesiyle davetkar.   Soho: Lüks, sosyetik, şık mekanların yer aldığı bölge. Londra gece hayatının da en önemli alanlarından biri. Korkmayıp mekanlara göz atabilirsiniz, bütçeniz uygunsa keyifli mekanlar var, olmadı gezinmesi de keyifli.   Nothing Hill: Julia Roberts ve Hugh Grant’in oynadığı aynı isimle filmle  meşhur olan Londra’nın batısındaki bu bölge şehrin yeni gelişen sanat ve etkinlik merkezlerinden biri. Ayrıca çok sayıda lüks restoran da bulunmakta.   Portobello Market: Nothing Hill‘de bulunan yaklaşık 1 km uzunluğundaki meşhur pazar. Çoğunlukla antika ürünlerin satıldığı pazarda uygun fiyatlara çok değişik eşyalar bulabilirsiniz. Denk gelirse cumartesi günü gidin.   M&M World: Kim sevmez ki! M&M’in prestijli, havalı ve elbette çok çekici mağaza zincirlerinin önemli bir şubesi Londra’da.  Leicester Meydanı ile Piccadilly Circus arasında gidip gelirken köşede karşınıza çıkacak, alışveriş yapmayacak olsanız bile girin mutlaka en azından oyuncaklar ilginizi çekecektir. Giriş ücretsiz, fiyatlar biraz yüksek.   Oxford Street: 500’ün üzerinde mağazayla ciddi bir alışveriş noktası. Bilindik markaların hepsi cadde boyunca sıralanmış. Westminster bölgesindedir.   Regent’s Street: Uzun bir alışveriş caddesi. Koca koca binaların sardığı bu caddenin genel ruhu ve mimarisi misafirlerini içine çekmek ve insanları üzerinde yürütmek için birebir. Fiyatlar çok düşük değil ama özellikle parfüm alışverişi buradan yapılabilir.   All England Lawn Tennis & Croquet Club ve Wimbeldon: Tenis sporunun en eski ve en prestijli turnuvası, çim üzerinde oynanan tek grand slam olan Winbeldon her yıl haziran aynın son pazartesi günü başlar, 2 hafta sürer ayrıca bu alanda sürekli bir turnuva vardır. İlginizi çekiyor ve biletlere gücünüz yetiyorsa ziyaret edilebilir.     Greenwich: Londra merkezde değildir. Başlangıç meridyeni geçtiği için meşhur olmuş bu kasabada şık bir rasathane hariç hiç de bir şey yoktur.  Ona da gerek yoktur. Tren ve otobüsle gidilebilir. (Başlangıca göre 35 -55 dakika)  
23-03-2015 - Gonca KÖPRÜLÜ
Cibuti Hakkında Genel Bilgi
Cibuti Hakkında Genel Bilgiler Aden Körfezi‘nin Kızıl Deniz‘le buluştuğu yerde, Doğu Afrika’nın sakin fakat stratejik olarak önemli ülkelerinden dir Cibuti. Nüfus bir milyona yakın olan Cibuti’nin başkentinin adı da Cibuti dir.  Önemli bir kısmı mülteci, tam bir sömürge ülkesidir. Cibuti bir orduya sahip değildir, Amerikan ve Fransız üsleri bu görevi sağlamaktadır.     Cibuti’ye gitmenizin en kolay yolu Türk Hava Yollarının TK686 nolu seferi ile 6 saat kadar süren yolculukla direk uçuş yapabilirsiniz. . Cibuti Uluslararası havalimanı küçük bir yer ve teknolojiden de uzak. Kapıda vize alıp Cibuti’nin sıcak yüzüyle karşılaşıyoruz Mavmavi bir gökyüzü ve her daim çok sıcak olan bu ülkede. Havadan görülen manzara ise dehşet verici. Halkın geneli ciddi derecede fakirdir. Her tarafın barakalardan oluşan evlerle dolu olduğunu görüyoruz. Yer yer zenginlerin villalar göze çarpıyor.     Havaalanı etrafında bir nebze düzgün bir şehir görüntüsü görseniz de sonrası harap halde. Şehirde kocaman çöp yığınları, açık kanalizasyonlar ve yıkık dökük evler göze çarpıyor . Cibuti’yi önemli yapan şeylerin en başında limanı ve Kızıldeniz’e girişindeki konumu yer alıyor. Başkent dahil ülkede Kızıldeniz’in muhteşem hali dışında görülebilecek pek bir şey yok. Özellikle sualtı meraklıları için iyi bir adres denebilir. Kızıldeniz’deki canlı çeşitliliğinin en güzel örneklerini bulabilirsiniz Cibuti’de. Goubet kıyıları yılda 300 gün aralıksız 15 ila 30 knot arası esen rüzgârıyla uçurtma sörfü meraklılarını kendine çekiyor. Şehirde fotoğraf çekmekte zorlanabilirsiniz çünkü tepkiler çok fazla. Biraz sohbetten sonra ancak birkaç kare fotoğraf alabiliyorsunuz. Bocce denilen eskiden İngiliz soylularının oynadığı sonradan ise Fransızlar aracılığıyla Cibutililere geçen bir oyun var ki akşam saatlerinde, Khat çiğneyip bocce oynayan bu adamları sıklıkla görmeniz mümkün. Cibutiye nezaman gidilir, Kasım ile Şubat ayları arasında gitmelisiniz.   Görmeniz Gereken Yerler Listenize, Cibuti'de gezilecek yerler için başlıca Abbe Gölü, Assal Krater Gölleri, Danakil Çöküntüsü, Khor Ambado Beach, Moucha Island diyebiliriz. Abbe Gölü Bir tuz gölü olan Abbe Gölü, 450 bin metrekarelik bir alanda yer alıyor. 110 bin metrekarelik bölümü ise tamamen tuzla kaplı olan bu bölge, ülkeye gelen turistlerin en sık ziyaret ettiği yerler arasında.     Assal Krater Gölleri Asal Gölü, Cibuti'de bulunan bir krater gölüdür. Deniz seviyesiden 156 metre alçakta bulunan göl Afrika'nın en alçak noktası olma özelliğini taşır. Tuz ticareti yapan yerel halkı deve kervanlarıyla birlikte fotoğraflayabilir, hatta tuz yoğunluğu hayli yüksek olan gölde yüzebilirsiniz.     Danakil Çöküntüsü Cibuti sınırı yakınındaki Etiyopya’da bulunan Afar üçgeninin bir parçası olan Danakil Çöküntüsü, deniz seviyesinin 100 metre altında yer alıyor. Bu bölge yaklaşık 35 santigrat derece ile gezegendeki en yüksek ortalama sıcaklığa sahip yer unvanına da sahip. Dünyada cehenneme açılan kapı olarak anılan Danaki Çöküntüsü, 3,2 milyon yıllık ünlü insansı fosil Lucy (Australopithecus afarensis)’nin de bulunduğu yer.     Khor Ambado Beach Ülkenin en ünlü plajı olan Khor Ambado Beach, Fransız Plajı olarak da isimlendiriliyor. Bunun sebebi ise ülkede yaşayan Fransız askerlerin ve ailelerinin de bu plajı kullanması. Yüzme, dalış ve çeşitli su aktivitelerini yapabileceğiniz eğlenceli bir yer olan bu plaj, temiz suları ve upuzun kumsalıyla yaz tatillerinin vazgeçilmez adreslerinden.     Moucha Island Moucha Adası, Cibuti’de dalış yapabileceğiniz en güzel yerlerden. Kızıldeniz’in büyüleyici mercan resiflerini görüp, balina köpek balıklarıyla yüzme deneyimi yaşayabileceğiniz bu dalış noktasına gitmek için Cibuti şehrinden hareket eden tekneleri kullanabilirsiniz. Bu teknelerle adaya ulaşmak ise yaklaşık 10 dakika sürüyor.    
22-09-2017 - Burç İNAN
Angola Hakkında Genel Bilgiler
Angola'da Genel Bilgi   Ülkenin ismi, bu toprakların 16'ncı yüzyıldaki yerli sahipleri olan Bantular’ın kullandıkları N'gola kelimesinden gelmektedir. 1951'de sömürge ülke olan Angola, Portekiz'in bir denizaşırı yönetimi olarak yeniden şekillendirildi. 25 Nisan 1974'de Portekiz'de meydana gelen askeri darbe Portekiz yönetiminin Angola ve Mozambik gibi deniz aşırı sömürgelerinde bulunan askerlerini geri çekme kararı almasına neden oldu. Böylelikle, Angola'da 14 yıldır süren gerilla savaşı da bağımsızlıkla sonuçlandı.     Angola’da resmi dil Portekizce iken konuşulan dillerden en yaygın olanı Ovimbundu etnik grubu tarafından konuşulan Umbundu dilidir. Kimbundu ve Kikongo dilide diğer etnik grupların konuştuğu dillerdir. Günlük hayatlarında ise Portekizce ve Kikongo başta olmak üzere birkaç dilin karışması ile oluşmuş Angola Kreyol dili olan Kituba da konuşulmaktadır. Angola’nın nüfusu üçe ayrılmaktadır. Mozambikliler, Angola’nın kendi halkı ve Zambiyalılar dan oluşur. Başkenti Luanda olan Angolanın Para Birimi olarak Kwanza kullanılır. En çok ziyaret alan şehirleri Luanda, Huambo ve Lobito dur. Quatro De Fevereiro havalimanı ( LAD ) başkent Luanda da bulunur. Yerel saati Türkiye saatine göre 2 saat daha geridir. Angola’ya direk uçuş bulunmamaktadır . Dubai, Johannesburg, Kazablanka, Paris, Londra, Brüksel, Amsterdam, Frankfurt, Madrid ve Lizbon’dan direk uçuşlar mevcuttur. Yoksul halkın huzurlu yaşamı yüz ifadelerindeki dinginlikten okunuyor. Pazar ayinlerinden birine mutlaka katılın. Rengarenk bubularına bürünmüş hanımlar ayin sırasında şarkı söyleyip, canlı müzik eşliğinde dans ediyorlar.   Angola’da yeme-içme konusunda hijyenik restoran bulmak oldukça zordur. Angola mutfağı deniz mahsülleri ağırlıklıdır. Özellikle sahil şeridinde taze balık, ıstakoz ve Tropik meyveler çok lezzetlidir. Yemeklerde baharatlar çok fazla kullanılır ve sebze yemeklerinde özellikle baharatın tadını çok alabilirsiniz. Ayrıca birçok dünya mutfaklarını yapan, kebap ve benzeri Türk yemeklerini de restoranlarda bulabilirsiniz.    Gittiğiniz her yerde göller, nehir ve şelale gibi, doğanın harika renklerini görebilirsiniz. Quiçama Yerel Parkı bunların arasında olanlardan bir tanesidir. Kalandula Şelalesi, ayrıca görülmeye değer, doğanın bir parçasıdır. Angola’nın doğası için aslında gezmeye gideceksiniz ve daha sonra kültürü. Angola’da ayrıca farklı müzeler ve mimari yapıları gezebilirsiniz. Luanda, Angola’nın başkenti olarak birçok gözde mekanlara sahiptir. Cidade Alta’ya gittiğinizde burada Angola’nın dini ve inançlarıyla alakalı birçok görsellere şahit olabilirsiniz. Doğa Müzesi’ne giderek, Angola’nın birçok doğasını yaşayabilir ve doğa tarihini öğrenebilirsiniz. Angola’nın bir başka kenti ise Lubango’dur. Burada Tunda Vala’ya gidip muhteşem doğa manzarasıyla beraber kalabilirsiniz. Angola, Afrika kıtasında bulunmasıyla beraber, doğa ve yerel hayatın çok fazla bulunduğu bir ülkedir ve her geçen gün gittikçe gelişmektedir fakat bu ülkenin en büyük avantajı ve özelliği ise, doğasını koruyabilmesi olmaktadır.   Ulusal Esaret Müzesi köleliğin tarihçesini gözler önüne seriyor. Portekizliler tarafından kurulmuş olan, bir dönem şehri savunan Saint Miguel Kalesi gezilebiliyor. Rio Karnavalı’nın minik bir kopyası olan Angola Karnavalı da hayli ilgi çekici. 14 Kilometre Pazarı’ndaki buralara özgü hediyelik eşyalar bulabilirsiniz.   Angola doğal parklarıyla, Luanda’ya karadan bağlantılı tropik Mussulo Adası’yla, sahil şeridi Ilha, Luanda’nın güneyinde dalga sörfü ile ünlü Cabo Ledo ve Santiago plajlarıyla, bungalovlarında doğanın sesini dinleyerek konaklayabileceğiniz Ria Longa ile, değişik bitki örtüsüyle ve yaşam koşullarını kabullenmiş, herdem mütebessim halkıyla sizleri kendine bağlayacak.   Gecenin en hareketli kenti, başkent Luanda’dır. Gidebileceğiniz en güzel mekanlar; Doca, Paulos, Bay İnn, Chill Out ve Jango Valeiro olmaktadır. Jango Valeiro’da ise, Kizomba adı verilen, Angola’ya özgü,(ülkemizde de yeni yeni latin dans gecelerinde çalmaya başlayan slow müzik türü) Angola Tangosu’nu izleyebilirsiniz. Genel olarak birçok mekandaki alkollü içeceklerin fiyatları ucuz değildir fakat uygun bir mekana gitmek isterseniz, The Royal Pub’ı tercih edebilirsiniz. Ülkeyi ziyaret için en uygun zaman Mayıs – Ekim ayları arasında kalan dönemdir.   Kalandula Şelalesi,     Cidade Alta     Cabo Ledo     Tunda Vala     Angola Karnavalı
23-09-2017 - Burç İNAN
ŞÖMİNE BAŞI KEYİF YAPABİLECEĞİNİZ 5 YER
Ateş insanlık için çok önemli bir icat! İnsanoğlu ateşle ısındı, ateşle korundu ve pişmiş yiyecekler tüketmeye başladı. Dolayısıyla ömrü uzadı, beyin kapasitesi arttı, daha gelişmiş bir yaşam formuna dönüştü. Kesinlikle modası geçen bir icat olmadı ateş! Günümüzde hala nimetlerinden faydalanıyoruz. Ateşin her alanda insanlığa ve teknolojiye katkısı devam ediyor.       Tek fark, artık ateşi ham olarak görmeye çok alışkın değiliz. Görünce de bizim için farklı anlamlar ifade ediyor. Çıtır çıtır yanan odunların sesi, ateşin ısısı ve alevin turuncusu bir araya gelince üzerimizde rahatlatıcı bir etki oluşuyor, gevşiyoruz.   Ateş günümüzde romantizmin de sembolü; yaz akşamlarının romantizmi kamp ateşi etrafında yaşanırken, kış romantizminin adresi şömine başı sohbetler!    Haydi gelin evdeki şömine fonlu Digitürk müzik kanalını kapatıp, "hakiki" şömine başı keyfini yaşayabileceğimiz 5 yer görelim:   1- Alaçatı Hep yazın gidiyorsunuz diye içerliyorum, atlayın uçağa kışın da gidin! Hem daha ucuz, hem de kışın Çeşme'de yapılacak çok şey var! Çeşme'nin termal sularında yüzüp, Alaçatı'nın meşhur cumartesi pazarında alışveriş yapmak alternatifler arasında.     2- Şirince Mayalar'ın torpil geçtiği bu şirin köy de İzmir'e yakın alternatifler arasında. Şirince Köyü'nde şarap mahzenlerini gezebilir, köyün kilisesini görebilir, köylülerin el emeği ürünlerinden satın alabilirsiniz. Köyden çıkınca Efes Antik Kenti, Meryem Ana Evi ve  Selçuk yakın mesafede gezilebilecek yerler arasında. "Nesin Matematik Köyü" bu köyde yaz ve kış okulları ile gönüllü hizmet veren bir oluşum. İlginiz varsa bir matematik çalıştayına denk gelmeniz mümkün. "Matematikle işim olmaz, bana magazinle gel" derseniz de Tarkan'ın Şirince'den bir çiftlik evi aldığı söyleniyor. Yani benden duymuş olmayın ama köyde Tarkan'a rastlama ihtimaliniz de var :P Şömineli tesis olarak Güllü Konakları veya Kirkinca Hotel düşünülebilir. Daha da çok yer vardır ama bir lokalden bilgi almak iyi olabilir.   3- Kirazlı Kirazlı Kuşadası'na bağlı, kahvaltısı ve yerel lezzetleri ile ön plana çıkan bir yer. Kirazlı Köyü'nün biraz ilerisindeki Gökçealan Köyü'nde ise Toscana rüzgarları estiren bir bağ evi - otel var. Yedi Bilgeler Şaraphane Oteli karı-koca göz doktoru bir çift tarafından kurulmuş, gayet şık bir tesis. Bazı hafta sonları müzikli konsept geceler düzenliyorlar. Alanında kaliteli bir müzik grubu sahne alıyor, gecenin yemekleri usta şefler tarafından hazırlanıyor. Kirazlı veya Gökçealan'a gelirseniz gününüzü Şirince, Selçuk, Efes ve Meryem Ana taraflarında geçirebileceğiniz gibi Kuşadası'na da gezmeye gelebilirsiniz.     5- Sapanca  Biz önümüzdeki hafta sonu İstanbul'dan arkadaşlarımızla Sapanca'da villa  tatili yapıp şömine karşısında oyunlar oynayacak, bir gün Kartepe'ye çıkıp karın keyfini sürecek, diğer gün ise Sapanca Gölü etrafında doğanın tadını çıkaracağız. Eminim daha çok yer vardır şömine keyfi yapılabilecek, ama 2015 kışında bu 5'i ile idare edelim. Belki sizin de önerilerinizle seneye kış yeni bir 5li hazırlarız.   O zamana kadar sıcacık günler dilemeden önce son bir not: Şirinceli bir abiden aldığımız sıcak şarap tarifini de paylaşmak istiyoruz ki şömine keyfiniz katlansın... 70lik bir şişe şarabın içine konulacaklar: - 2 portakalın kabuğu - 1 elma kabuğu - 1 çubuk tarçın - 5 adet karanfil - 1 parça zencefil - 3 kaşık bal Bir tencerenin veya çaydanlığın içinde hazırladığınız bu karışımı bal eriyene kadar ısıtıyorsunuz. Ve sıcak şarabınız hazır! Üzerini meyve parçaları ile süsleyebilir, tarifi kendinize göre yorumlayabilirsiniz. Çaydanlıktan servis etmesi daha kolay oluyor, bilginize...  
23-03-2015 - Gülten YALÇINKAYA
FARKLI TARİHLERDE İNŞA EDİLDİLER, AYNI ANDA ÖLDÜLER: 1993
Mostar, Hepimizin savaşta yıkılan ve sonradan yapılan, meşhur Osmanlı köprüsü ile tanıdığımız bu güzel Bosna Hersek şehri bu ülkeye yapılan tüm Balkan tur programlarının önemli bir noktası. Neretva Nehrinin etrafına kurulu Mostar; Hersek idari bölgesinin en büyük şehri ve birleşme öncesi başkenti. 2005 yılında tüm eski şehir bölgesi Unesco Kültür Mirasları listesine girmiş ve korunmaktadır.     MOSTAR’DA GÖRÜLECEK YERLER   Köprünün İki Yakası: Bu küçük şehirde köprünün iki yakasını da gezerseniz her şeyi görmüş sayılırsınız. Mini müzeleri ve sokak arası şehitlikleri ziyaret etmeyi lütfen unutmayın.   Mostar Çarşısı: Gezilesi bir çarşısı var. Küçük hediyelik eşyalar için de fiyatlar nispeten makul.     MOSTAR NOT DEFTERİ   Kısa tutun:Yarım günlük bir şehir burası, konaklama yapmayıp yakın bir başka noktaya geçebilirsiniz. Tabii ki akla gelen ilk örnek Saraybosna   Koski Mehmed Paşa Camii Minaresine çıkın: Köprü de dahil güzelim şehri minarenin üstünde, yüksek ve iyi bir kadrajdan görebilirsiniz.(Çıkış yabancılara 4, Türklere 2 €)   Düşünmeye zaman ayırın: Mostar gezisi insana düşünecek çok şey veriyor. Diliniz, dininiz, ırkınız ne olursa olsun ‘insan’ olan herkesin düşünebilmesi için oldukça acı deneyimler bu topraklarda yaşanmış. Koşuşturmacaya biraz ara verip Neretva Nehri’ne doğru bakarak sakin sakin derinlerde kaybolmak ve sorgulamak için bir şans.
23-03-2015 - Gonca KÖPRÜLÜ
İSTANBUL'DA MUTLAKA GEZİLMESİ GEREKEN 5 YER
İstanbul sarayları, camileri, surları ve müzeleri ve pek çok cazibe noktası ile buram buram tarih kokan bir şehirdir. Her bir köşesinde geçmişten bir ize rastlayacağınız bu büyülü şehri keşfe çıkmadıysanız, bu 10 mekanı gezi listenize eklemelisiniz.  1) Ayasofya Görkemli mimarisi ile pek çok turisti kendine hayran bırakan Ayasofya Müzesi, şehirde görülmesi gereken mekanların başında yer alır.532 yılında Bizans İmparatoru 1. Jüstinyen tarafından yaptırılmış olan bu yapı, daha sonra Fatih Sultan Mehmet tarafından camiye çevrilmiştir. Dünya kültür mirasının baş yapıtları arasında yer alan Ayasofya, tarihe tanıklık etmek isteyenler için güzel bir gezi durağıdır.    2) Kız Kulesi  İstanbul Boğazı’nda salacak açıklarında, küçücük bir adacık üzerinde konumlanmış Kız kulesi, şehrin önemli simgelerinden biridir. Çeşitli efsanelere dayanan bu kule, bir rivayete göre kralın kızını korumak için yaptırdığı bir sığınaktır. Sırf bu gizemi anlayabilmek için bile görülmeye değer. Günümüzde restoran ve bar olarak hizmet veren bu nadide yapı, müthiş boğaz manzarasıyla, sevdiklerinizle veya eşinizle romantik bir akşam yemeği veya huzurlu bir öğle molası için tercih edebileceğiniz ideal bir mekandır.      3) Yerebatan Sarnıcı  Suların içinde yükselen sütunları ve hakkında çıkan ilginç efsanelerle öne çıkan Yerebatan Sarnıcı, oldukça merak uyandırıcı ve ilgi çeken yerlerden biri. Bizans İmparatoru tarafından sarayın su ihtiyacını karşılamak amaçlı yaptırılan Yerebatan Sarnıcı, Fatih Sultan Mehmet döneminde bu amaçla kullanılmış. Bir rivayete göre, sütunların üzerindeki şekillerin göz yaşını andırması tesadüf değil. Bu şekillerle büyük Basilika yapılırken kaybedilen kölelere duyulan üzüntü anlatılmak istenmiş. Bu sebeple Yerebatan Sarnıcı mimarisiyle de oldukça ilgi görmektedir.    4) Topkapı Sarayı  İhtişamlı ve büyüleyici mimarisiyle dikkatleri üzerine çeken Topkapı Sarayı, İstanbul’da görülmesi gereken başlıca yerler arasındadır.1478 yılında Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılan saray, 400 yıl boyunca padişahlara ev sahipliği yapmış olup devlet yönetiminin gerçekleştiği ana merkez olma özelliğini taşımıştır. İlk olarak Abdülmecit döneminde ziyarete açılan Topkapı Sarayı, Osmanlı döneminden kalma izleriyle tarihe tanıklık ederken, tüm gizemi ile turistlerin ilgisini çekmektedir.      5) Haseki Hürrem Hamamı Kanuni Sultan Süleyman'ın eşi Hürrem Sultan adına Mimar Sinan'a yaptırılmış olan hamam, İstanbul’un en güzel tarihi yapılarından biridir. Mimar Sinan'ın yaptığı en büyük hamam olarak bilinen bu yapı, günümüzde diziler sayesinde popülerliği artmış ve ilgi çekici mekanlar arasında boy göstermeye başlamıştır. Haseki Hürrem hamamının sıcak atmosferinde güzel bir hamam sefası yapabilirsiniz.   
23-03-2015 - Gonca KÖPRÜLÜ
MALTA'YA GİTMEK İÇİN 10 NEDEN
Malta Güney Avrupa’da bulunan bir adalar devletidir. Orta Akdeniz’de yer alan bu devletin başkenti Valletta’dır. Bu güzel ülkeye gitmek için çok sebep var. İşte karşınızda bizim sayabileceğimiz Malta'ya gitmek için 10 neden:   1)Ilıman İklim: Kışın ortalama 14 dereceyi bulan, yazın ise ortalama 32 dereceye çıkan hava sıcaklıkları Malta’yı 4 mevsim ziyaret edilebilecek bir destinasyon haline getiriyor. Kışın ılık bir kaçamak yapmayı kim istemez ki?                                   2) Ulaşım: Ülkemizden Malta’ya direkt uçak seferleri mevcut. Erken rezervasyon ile uygun fiyatlı uçuş bulmanız mümkün. Direkt uçuş İstanbul’dan iki buçuk saat sürmektedir ki bu zaman diliminde bazen İstanbul’un bir semtinden diğer semtine ulaşamayabiliyoruz. 3) Kültürel ve tarihi zenginlik: Malta sırayla Fenikeliler, Roma İmparatorluğu, Araplar, Şövalyeler, Fransızlar ve İngilizler tarafından istilaya uğramış bir ada ülkesi. Bu kadar istilanın sebebi tabii ki adanın Akdeniz'in ortasındaki muhteşem konumu.Ülkede geçmiş uygarlıkların izleri hala duruyor. Mdina'nın orta çağ atmosferinden sonra şövalyelerin izleri, İngilizler'in mirası sağdan akan trafik ve kırmızı telefon kulübeleri hatıralarınızda yer edecek.   Tarihte daha da geriye gitmek isterseniz Tunç devrinden kalma yeraltı mezar odası Hal Saflien Hypogeum'u ziyaret edebilirsiniz. Tabii 2 hafta önceden randevu almak koşuluyla. Kısacası Malta, tarihe ilgisi olanlara şiddetle tavsiye edilir. 4) Gezilecek muhteşem yerler: Başkent Valletta, Unesco koruması altındaki Mdina, rengarenk kayıkların süslediği Marsaxlokk adanın en güzel yerleri arasında. Malta'nın tam ortasındaki Mosta şehri ve şehirdeki kilisenin mucizesi de keşfedilmeyi bekliyor. Üstelik ada çok büyük olmadığı için ada içi ulaşım kolay, her an her yerde olabiliyorsunuz.   5) Deniz, kum, güneş: Bu üçlüye Malta'da doyuluyor. Özellikle Gozo Adası bakir plajları ile turistlerin gözdesi.   6) Sportif Etkinlikler: Her yaşta turistin ilgisini çekecek aktivitelerle dolu bir yer Malta. Yürüyüş, rüzgar sörfü, yamaç paraşütü ve dalış adanın en keyifli aktiviteleri. Özellikle tüplü dalış için müthiş noktalar bulunuyor.   7) Resmi dil İngilizce: Maltaca'nın yanısıra İngilizce de resmi dil olarak kabul ediliyor. Bu durum Malta’ya gittiğimizde rahatça iletişim kurmamızı ve seyahatimizi sorunsuz geçirmemizi sağlıyor. Resmi dilin İngilizce olması Malta'yı dil eğitimi için de ideal bir konuma taşıyor. İnternette araştırınca karşınıza birbirinden değişik fırsatlar sunan okullar çıkacaktır ama ülkenin başta gelen dil okullarından biri olan Maltalingua  İngilizce Dil Okulu Malta’ya gitmek isteyenlere önerimdir. Bu dil okulu kişiye özel dil eğitiminin yanında aynı zamanda sizlere Malta’da tatil imkanı sunmakta.   8) Ucuz bir ülke: Özellikle diğer İngilizce konuşan ülkelerle kıyaslandığında  tatil için uygun fiyatlı bir seçenek. Ülke içindeki ulaşım, yemek ve diğer ihtiyaçlarınız için ayırmanız gereken bütçe de yine Avrupa'ya oranla daha düşüktür.   9) Misafirperver halk: Ülke ekonomisinin büyük bir kısmını turizm oluşturmakta, dolayısıyla turisti seven bir ülke Malta! Akdeniz’de olması bizim kültürümüze yakınlığını da beraberinde getiriyor. Yabancılık çekmeden Malta’da uzun bir tatil geçirmek mümkün. Güvenli bir yer olduğunu da hatırlatmak isteriz.   10) Kendinizi evde hissedebilirsiniz: Kendine has lezzetli Malta yemeklerini zaten tadacaksınız ama Türk yemeğini özlerseniz de Malta’da çok sayıda Türk restoranı bulabilirsiniz. Eğer Malta’daki kalış süresinizde Türk dizilerini kaçıracağınızı sanıyorsanız çok yanılıyorsunuz, çünkü uydu yayınlarından Türk kanallarına ulaşmanız da mümkün. Malta, Avrupa Birliği bünyesinde bir ülke. Bu nedenle ülkeye giriş Schengen vizesiyle yapılabilmekte. İstanbul ve Ankara’da konsolosluğu olan Malta, diğer birçok Schengen ülkesine göre ülkemiz vatandaşlarına kolaylıkla vize vermektedir.
23-03-2015 - Gonca KÖPRÜLÜ
HAFTANIN TATİLİ YUNANİSTAN GEZİSİ
24-03-2015 Koray BERKİLER

Cumartesi, yepyeni bir gün güneşli mi güneşli... Kaldığımız otele yorgunluğumuzu bırakarak çıktığımızda kendimizi, Selanik’in ünlü meydanı Aristo Meydanı’nda buluyoruz. Genişçe bir meydan… Çeşit çeşit caddenin tam kesişim noktasında. Meydana adını veren Aristotales’in şanına yakışır bir heykelide bulunmakta. Hızımızı alamayıp alışveriş çılgınlığına girişmek istiyoruz her mağazaya girip çıkıyoruz, her yerde indirim olmasına rağmen her şey çok pahalı… -Amaan…Ne ararsak İstanbul’da var avuntusu ile her mağazadan gerisin geri çıkıyoruz. Sanki caddeleri arşınladıkça markalar bilindikleşiyor. Hemen küresel muhabbetler dönüyor içimizde… Aklımda kalan şeylerden biride neredeyse iki adımda bir karşılaştığımız eczanelerin kapalı olması…Eczaneden bir şeyler arıyorduk ve tesadüfe bak ki hepside 14.00 olmadan kapanmıştı. Akşama doğru otele geri dönerken aklımızda pastanelerde gördüğümüz Selanik çörekleri ve turtaları var.

 

Yunanistan’a gelipte tavernaya gitmeden memlekete dönmek işten değil deyip civardaki en has tavernaya gitmeyide ihmal etmiyoruz Palati Rembetika..Masalara göz gezdirince bizim gibi gelen gruplar var herkes gülümsüyor. Hemen kıyas yapıyoruz..-Hayır…Yunan kızları bizden güzel değiller…! Rahat bir nefes alıp, kendi kendimize aldığımız bu galibiyetle yemeğimize başlıyoruz. Menüde yok yok… Akabinde çalan şarkılarla kendimizi pistte buluyoruz. “Bir Türk dünyaya bedeldir” lafının hakkını verircesine halay çekmeyi de unutmuyoruz . Kulağımızda tanıdık nağmeler… Mavi mavi masmavi gözleri boncuk mavi diye mırıldanırken, işte bu yüzden birbirimize bu kadar benziyoruz diye düşünmeden edemiyoruz. Sırayla sirtaki yapan yaşlı, genç, kadın ve erkekler … hepsi ayrı şık ayrı özel… Evet… bu sıralarda gerçekten kıskanmadan edemiyoruz! Öyle böyle derken gecemiz sabaha doğru noktalanıyor. Casino deneyimi yaşamak isteyenler civardaki lüks bir otelin kumarhanesine gidiyor yarın ki maraton için dinlenmek isteyen bizler ise tam da olmak istediğimiz yere yatağımızın içine…

 

Üçüncü ve son gün... Daha gezmediğimiz çok yer var diye hayıflanmayı bırakıp erken saatte uyanıyoruz. Kordon boyunca yürüyoruz üzerinde dalga dalga dalgalanan yunan bayrağının olduğu kulenin dibine kadar gidip fotoğrafta çektiriyoruz. Her yer sessiz her yer sakin… Deniz o kadar güzel ki... Biraz alışveriş yapmak istiyoruz ama her yer kapalı. Otele geri dönüp otobüsle şehir turumuza başlıyoruz. Bu güzel şehri turlarken pek tabii Atatürk’ün Evi’ni de ziyaret ediyoruz. Şehir sonradan camii olan bir sürü kilise ve yapılardan oluşuyor her yerde Osmanlı’dan kalma bazı eklemeler var tabi ki.. Öğle yemeğimizi mükemmel bir restoranda alıyoruz ismini ne yazık ki hatırlayamıyorum.

 

Geri dönüş vakti geldi. Yolcudur Abbas bağlasan durmaz misali… Yolda ihtiyaç molaları dışında zaman kaybetmiyoruz herkes birbirine halen gördüklerini anlatıyor. Keyifli mi keyifli…Bende kendimle kalacak zaman buluyorum…Kendimi hem tebrik edip hemde kutlamak istiyorum.Üç güne hem kültür hem eğlence hem değişiklik hem lezzet hem de farklılık katabildiğim için. Son söz önemlidir bilirim ama ben size son sözden ziyade son çağrımı yineleyebilim gidin görün ve yaşayın hepsi bu.

DİĞER YAZILAR

KOS ADASI GEZİ NOTLARI
23-03-2015 Gonca KÖPRÜLÜ 971 Görüntülenme
Yunan Konsolosluğundan 2 yıllık Schengen vizesi aldık. Vizemiz ile başka ülkelere girebilmek için öncelikle Yunanistan'a giriş çıkış yapmamız gerekiyordu. E bunu Ramazan Bayramı'ndan önce halletmeliydik.     Kos adası'na Bodrum'dan veya Turgutreis'den feribotlar kalkıyor. Kos'a Gidiş dönüş bilet fiyatları günübirlik giderseniz 19 euro, kalmalı gideriseniz ise 30 Euro şeklinde. Yolculuk 45 dakika sürüyor. Konforu fena değil, rahat edersiniz. Önemli uyarı: Biletlerinizin çıktısını almadan gitmeyin! Turgutreis - Kos arası 45 dakika sürüyor. Bodrum biraz daha uzun sürebiliyormuş feribot ile. Katamaranların daha hızlı olabileceğini okuduk. Feribottan inip gümrükten çıkınca size pansiyon önerecek aracılar kol geziyor. Ben gittiğim yerde otel aramayı pek sevmiyorum. Hem zaman kaybı gibi geliyor, hem de bir otele girip orayı beğenmezsem söylemekte zorlanıyorum. O yüzden internette beğendiğim yeri ayırtmak daha işime geliyor. 1 gece konaklayacağımız için şehir merkezinde Cathrine Otel'i tercih ettik. Feribottan yürüyerek otele ulaşabiliyorsunuz. Rezervasyonu booking.com dan yaptık. 1 gecelik oda fiyatı 87 tl idi, yani 30 Euro. Otelde 20 euroluk odalar da vardı, ama biz yenilenmiş odaları tercih ettik. Yine de ucuzdu. Yunan adalarında otellerden çok fazla bir şey beklememek lazım. Genelde şampuan filan olmuyor odalarda (Cathrine'de olması beni şaşırttı), tek kullanımlık terliği hayal bile etmeyin. Tabi ben hep ucuz yollu tercihler yaptığım için böyle. Kesenin ağzını açarsanız elbette her türlü hizmet vardır. Sonuç olarak Cathrine Otel' den memnun kaldığımızı söyleyebilirim. Kos Adası'nı araba ile gezerseniz adanın önemli kısımlarını 1 gece konaklayarak bitirebilirsiniz. Motor, bisiklet ve buggy kiralama seçenekleriniz de var. Buggy ne mi? İşte bu:     Kos Adası'nda gezilecek yerler: Kos adasının önemli gezilecek yerleri genelde Kos merkezde. O yüzden günübirlik gelen bir kişi araba kiralamadan Kos merkezi yürüyerek gezebilir, yürüyerek gidilebilen plajlarda denize de girilebilir. Ama daha güzel plajlar için araba şart. Merkezde gezilecek yerleri panoromik olarak gösteren mini trene binmek ilk aktivite olabilir. Mini tren ile önce adayı tanıyıp sonra yürüyerek gezebilirsiniz. Biz mini treni yanlış yerde beklediğimiz için bu turu kaçırdık ve yürüyerek gezdik. Kos Adası Hipokrat'ın memleketi. Hani şu yemini ile meşhur, tıbbın babası! Hipokrat meydanındaki koca ağaçHipokrat Ağacı olarak geçiyor. Zamanında Hipokrat'ın öğrencilerine bu ağacın altında ders verdiğine inanılıyormuş. Bu inanışın gerçek olmasını çok isterdim ama Hipokrat 2400 yıl önce yaşamış, ağaç ise araştırmalara göre ancak 570 yaşlarında.     Hipokrat Meydanı'ndan köprüyü geçerek Neratzia Kalesine varıyorsunuz. Giriş 3 Euro. Biz girmedik, kapıdan bir kaç poz çekip çıktık. Bu kaleyi Rodos şövalyeleri Osmanlı'dan korunmak için yaptırmışlar. Ama sonuç net, korunamamışlar!  
Kızılay Meydanı
24-03-2015 Görkem Kayhan 1 Görüntülenme
Ankara‘nın en merkezi meydanı olan Kızılay Meydanı aynı zamanda Türkiye’nin de sayılı meydanları arasındadır. İş dünyası ve devlet bürokrasisinin önemli bir merkezi olan Kızılay Meydanı aynı zamanda Türkiye’deki yabancı misyon temsilcilerinin de sıkça bulunduğu bir yerdir. Meydan adını daha önce burada bulunan Kızılay Genel Merkezi’nden almaktadır. Bu gün burada bulunmayan yapıya rağmen meydan hala bu isimle anılmaktadır.Kızılay Meydanı Tandoğan, Maltepe, Gazi Mustafa Kemal (GMK) Bulvarı, Ziya Gökalp Caddesi, Sıhhiye, Ulus ve Bakanlıklar bölgelerinin ortasında kalmaktadır. Burası TBMM, Bakanlıklar, Cumhurbaşkanlığı, Anıtkabir gibi önemli devlet merkezlerine yakın mesafededir. Aynı zamanda burada çok sayıda iş merkezi ve çeşitli temsilcilikler de bulunmaktadır.Bir gezgin açısından Kızılay Meydanı dünyanın kalabalık ve yaşayan meydanlarından biridir. Burası onlarca alışveriş merkezi, birçok eğlence mekanı, sanat ve kültür merkezi, cafe ve barların ortasındaki müthiş meydanlardan birisidir. Ankara’ya yolu düşen bir gezgin için Konur ve Karanfil Sokakları, Sakarya ve Ulus bölgeleri gezilmeye değer yerlerdendir. Kızılay Meydanı’nda yapılacak bir turda bu noktalar da ihmal edilmemelidir.Kızılay Meydanı genellikle akan trafiği ve kalabalığıyla hatırlanır. Ancak yukarıda sayılan bir kaç noktayla beraber unutulmaması gereken bölgeleri de bulunmaktadır. Güvenpark ve buradaki Atatürk Anıtı, meydandaki YKM, meydanın tam ortasındaki süs havuzu, hepsi Ankara ile özdeşleşmiş yerlerdir. Ankara gezisinde akan trafik ve park sorunu ile boğuşmadan rahat rahat gezmek isterseniz meydana toplu taşıma aracıyla gelmeniz ve buraları yaya olarak gezmeniz önerilmektedir.Kızılay Meydanı’nda çok sayıda yiyecek satan mekan bulunmaktadır. Burada her bütçeye uygun yemek bulunabilir. Dönerciler, aperatif satan mekanlar, diğer fast food ürünleri, pizzacılar ve lüks restaurantlar müşterisini beklemektedir. Eğer mütevazi bir gezi yapmaktaysanız meydandaki simitçileri de tercih edebilirsiniz.Kızılay Meydanı günün her saatinde canlı meydanlar arasındadır. Gecenin ilerleyen saatlerinde Sakarya bölgesindeki barlardan dışarı akan kalabalık Kızılay Meydanı’nı doldurur. Sabahın ilk ışıklarından itibaren binlerce memur ve öğrenci yollara dökülür. Gündüz iş ve eğlence dünyası meydanda akar. Kısacası burası da tıpkı Taksim Meydanı gibi sadece sabah tam güneş doğuşu sırasında sakin kalabilmektedir. Bu yanıyla uyumayan merkezler arasında Kızılay Meydanı da sayılabilir.